Sultanahmet Tarihi

Sultanahmet yerli ve yabancı turistlerin İstanbul denildiğinde ilk aklına gelen semtlerden biri. Peki bu semtin tarihini biliyor musunuz?

20 Eylül 2019 Cuma 07:35

Sultanahmet denilince akla şüphesiz, tüm heybeti ile Topkapı Sarayı ve mimarinin şaheseri Sultanahmet Camii gelir. Oysa Yerebatan Sarayı, Ayasofya derken; bir dikilitaş, bir örme sütun ve birde burmalı sütun meraklı gezginlerin ‘görülmesi gereken tarihi eserler’ listesinde yer alır.

Şimdilerde at meydanı diye anılan bu meydanın tarihine indiğimizde, Roma İmparatoru Septimus Severus’u karşımızda görürüz. Severus’un bu meydana bir hipodrom yaptırmaya karar verdiğinde tarih, 193 yılını gösterir. Hipodromun tamamlanması ise 337 yılında I.Konstantinus tarafından gerçekleştirilir. Tamamen mermer döşeli olan alan, 500 metre uzunluğunda ve 117 metre genişliğindeydi. Alanın yanı başında, 30 bin kişilik kırk sıradan oluşan basamaklı tribünler mevcuttu. Alanın tam ortasına bakan yerde ise, İmparator için yapılmış ve ortasında loca olan Katizma denilen muhteşem bir yapı vardı.

Hipodromda kuvvetli atların çektiği savaş arabaları yarışırlardı. Yarışlar sırasında çeşitli etkinliklerin yanı sıra vahşi hayvanlar da teşhir edilirdi. Yarışlarda bahisler oynanırdı. Yarış alanının güney tarafı hilal şeklindeydi. Buranın altında bir sarnıç, üzerinde ise tuğladan yapılmış 37 sütunlu bir yapı mevcuttu. Buranın adı Sfendone’du. Yarış pistini tam ortadan ikiye ayıran Spina adı verilen bir duvar vardı ve bu duvar imparatorun locasının olduğu Sendone gibi değerli sanat eserleriyle bezenmişti. Yarışçılar tüm hızlarıyla gelip bu hilalden dönerken çok dikkatli olmak zorundaydılar. Bu yarım çember çoğu zaman yarışın kader noktası olurdu. Virajı alamayan bir yarış arabası arkadan gelenlerin çarpmasına, atların ve yarışçıların feci şekilde ölmelerine neden olurdu. Bu yüzden yarışçılar, buranın altında kötü cinlerin olduklarına inanırlardı. Yarış meydanının güney yönü oldukça meyilli olarak yapıldığından koruyucu bir isnat duvarına dayandırılmıştı.

Çalınan Atlar Şimdi Venedik’te!

İmparatorun yarışmaları ve etkinlikleri izlediği locanın üstünde M.Ö. 1400 yılında yaşamış olan Heykeltraş Ligin tarafından yapılmış tunçtan 4 adet at heykeli vardı. Bu atlar Konstantinus tarafından sakız adasından getirtilmişti. Heykeltraş Ligin’in bir sanat şaheseri olan bu atlar, dördüncü haçlı istilası sırasında (1204-1261) yerinden alınarak Venedik’deki Sen Marko kilisesinin kapısının üzerine koyulmuştur.

İmparator locasıyla diğer devlet büyüklerinin oturduğu Katizma binası, Ayasofya meydanına yakın bir yerde bulunurdu. Buradan imparatorluk sarayına açılan bir kapı vardı. İmparator ve devlet erkânı giriş çıkışlarını buradan yaparlardı. İmparator locasının altında muhafızlara ait bir loca bulunurdu. Muhafızların önünde ise çalgıcılar ve müzisyenler otururdu. Onların hemen alt taraflarında yarış arabalarının çıktığı bir kapı vardı.

Katizma binasında, imparatorun misafirlerini ağırlamak adına her türlü ikram bölümü mevcuttu. Yarışlardan önce imparator misafirlerini burada ağırlar, ziyafetler düzenlerdi. Bizans geleneklerinde bu tür etkinliklerde saray kadınları erkeklerin yanında yer alamazlardı. Bu nedenle saraylı kadınlar yarışmaları ancak Katizma binasının yanında bulunan kilisenin pencerelerinden izlerlerdi.

Bizans’ın Dünyaca Ünlü Kanlı Sporları

Hipodromda Sfendone’ye yakın yerde bulunan; yontma taştan örülerek yapılmış olan örme sütun, imparator VII. Konstantinus tarafından 920 yılında diktirilmiştir. Tepesinin üzerinde bulunan tunç küreden dolayı adı mıknatıslı sütun olarak da bilinirdi. Yine Latin istilası sırasında bu küre ve diğer tunç aksam yerinden sökülmüştür.

Burmalı sütun Spina üzerinde bulunan burmalı sütun, birbirine sarılmış üç yılan şeklindeydi. Günümüzde bu yılanların başları mevcut değildir ve dört köşe kaidesi toprak seviyesinin altındadır. Bu sütun I. Konstantinus tarafından, Delfi’de bulunan Apollon tapınağından getirtilmiştir.

Spina ’nın kuzeyinde bulunan dikilitaş, tek parça mermerdir. M.Ö. 1700 yılında; Mısır’ın Heliopolis şehrine Firavun III. Totmozis tarafından diktirilmiştir. İmparator I. Teodosüüs tarafından yerinden söktürülüp deniz yoluyla İstanbul’a getirtilmiş ve 400 yılında şimdiki yerine diktirilmiştir.

Spina‘nın üzerinde birçok heykel vardı. Bu arenada başarılı olmuş yarışçıların heykelleri de bu taş bariyer üzerine konulurdu. Bunun dışında; aslanla boğuşan avcı, Herkül, yılanı yakalamış kartal, birçok imparatorun heykeli ve bir tek kadın, imparatoriçe İrini.

Yaz aylarında yapılan yarışmalarda seyirciler güneşten korumak için tribünlerin üzerine brandalar çekilirdi. Ortada bulunan sütunların üstünde bu çadırları germek için makara sistemi mevcuttu.

Bizans’ta dünya çapında ün yapan bu tehlikeli yarış sporu zaman içinde kendi fanatiğini yaratmıştı. Halk ve yarışçılar arasında bir tutku haline gelen yarışlarda taraflar, Maviler ve Yeşiller olarak anılmaya başlamışlardı. Zamanla bu ayrım çok da göze batmadan, tehlikeli bir şekilde toplumu ikiye bölmeye doğru süreci başlatmıştı. Artık herkesin bir rengi vardı. Hipodromda başlayan mavi- yeşil ayrımı bir fanatizm haline gelmiş; askerinden, imparatoruna, fırıncısından esnafına herkes bir taraf olmuştu. Tüm halk rengini her fırsatta teşhir etme yarışına girmişti. Her iki tarafında bayrakları, flamaları ve hatta giysisi daha bir öne çıkan bir farklılık olmaya başlamıştı. Bu gelişmenin sonucu olarak kaçınılmaz sonucun ortaya çıkması gecikmedi. Artık yarışlardan önce taraflar arasında ufak tefek itiş kalkışlar, zaman içinde daha büyük kapışmalara dönüşmeye başlamıştı. 

Kanlı Başkaldırılar

Bu gidişat, I.Justinyanus (518-527) döneminde kanlı bir başkaldırıya dönüşmüştü. Nika isyanı olarak adlandırılan bu ihtilal teşebbüsünü İmparator kanlı bir karşılıkla sonlandırdı. Ancak sonucu çok ağır olmuş, şehrin birçok yeri yakılıp yıkılmıştı.

Bundan sonrası artık kaçınılmaz olarak, toplumun mavi-yeşil ayrımı ile yaşamaya başlamasına ve buna alışmasına neden oldu. Artık mavilerin iktidarında yeşiller, aksi durumda maviler ezilir olmuştu. Toplum adeta mavi ve yeşil olarak partileşmişti.

Maviler ve yeşiller hemen her konuda ayrışmıştı. Kahveler ayrıydı, meyhaneler, mahalleler hatta Kiliseler. Şehir artık tamamen ikiye bölünmüştü, bitmez tükenmez kavgalar sürüp gidiyordu.

Bu gidişatı durdurmak için harekete geçen İmparator İzak Angelas, (1185-1195 ve 1203-1204) yarışları yasakladı. Bu hal ise daha kötü bir sonuca vesile oldu. Bu kez tüm halk İmparatora düşman kesildi. Bunun sonunda çıkan isyanla tahttan indirildi. Gözleri oyulan imparator zindana atıldı. Mavilerin, imparator olarak ilan ettikleri III. Aleksiyos Angelos (1195-1203) taraftarlarını memnun etmek için yeşillerin mahallelerini yağmalatması üzerine, tahttan indirilerek gözleri oyulan Angelas’ın oğlu Aleksiyos Haçlı ordularını yardıma çağırdı. Latinlerin müdahalesi ile yeniden tahta çıkan kör baba ve oğul 6 aylık kısa bir hükümranlığın ardından, mavilerin yeni bir isyanı ile tahttan indirildiler.

Bu durumu fırsat sayan Latin güçleri, İstanbul’a girdiler ve şehri yağmalayarak yönetime el koydular. Böylece 56 yıl sürecek olan Haçlı egemenliği başlamış oldu. İmparatorluğunu ilan eden I. Buduen ilk iş olarak mavi ve yeşil guruplarını dağıttı. Her türlü gösteri ve toplantıyı yasakladı. Mavi ve yeşil adına ne tür bir alamet varsa hepsini toplattı ve renkleri yasakladı. Nerede ise Bizans sınırları içinde deniz, gökyüzü ve doğal yeşilliklerin dışında yeşil kalmadı.

  29 Mayıs 1453 İstanbul'un Fethi

Osmanlı İmparatorluğu'nun durdurulamaz bir güç haline gelmesinin ilk adımı olan İstanbul'un fethi Sultan II. Mehmet (sonradan Fatih Sultan Mehmet) tarafından 1453 yılı 29 Mayısında gerçekleşti. Bundan sonra İstanbul önemli bir merkez haline geldi. Gerçekten de bu tarih dünyanın düzenini değiştirmiştir. Ortaçağ bitip Yeni Çağ başlamıştır. Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmış, imparatorluktan kalan tarihi eserler ise kalanlar tarafından yağmalanıp Roma'ya kaçırılmıştır. 

1475 yılında 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nun 400 yıllık yönetim yeri haline gelen Topkapı Sarayı yaptırıldı. 70.000 metrekarelik bu alan, Osmanlı monarşisi sona erdikten sonra müzeye dönüştürülmüştür. Bugün İstanbul'u ziyaret edenlerin ilk durakları Sultanahmet semtidir. Çünkü dünyaya damgasını vurmuş Osmanlı'nın en önemli kalıntıları buradadır. Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turistin ilk durağı olan İstanbul Sultanahmet semti, işte böyle bir tarihe sahiptir. Her zaman fethedilme hayali kurulan İstanbul bu yüzden tüm dünyanın gözünü diktiği bir metropoldür. 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.